23 Ekim 2024 Çarşamba

Şeytan’ın Yaldızlı Sözlerine Bakıp Taraf Olmak

Not: Bu yazı, bir önceki “Neden Kafirler İçin Sonsuz Cehennem Var?” yazısının devamıdır. Burada yazdıklarımı, o yazıda yer alan “Başkasını Kötü Gösterme” alt başlığı altına ekleyip eklememe konusunda kararsız kaldım. En sonunda ayrı bir başlık olarak yayınlamaya karar verdim.

Neden ilahlığın peşindeki insanlar her konuda ama her konuda yanlış tarafta olmak zorunda?

Çünkü konulara girme nedeni var olduğunu, önemli olduğunu başkalarına hissettirebilmektir; hakkın yanında, haksızlığın karşısında olmak değil. Onun için “aman geri kalmasın” diye her konuya girmeye çalışır. Ama bir konu hakkında konuşabilmek için etraflıca araştırma yapmak lazım ki haksızlık olmasın, değil mi?

İşte, “var olduğunu” gösterme niyetindeki bir kişide böyle bir endişe, “konuyu iyice araştırayım ki birine kötülüğüm dokunmasın” gibi bir sorumluluk bilinci bulunamaz. Onun için müdahil olmaya çalıştığı konuya şöyle bir uzaktan bakar ve kim yaldızlı sözler söylüyorsa o tarafta yer almaya çalışır. Altı bomboş o yaldızlı sözlere ihtiyaç duyanların adi suç şebekeleri, terör örgütleri olduğunu ve o sözlerin de Şeytan tarafından fısıldandığını göz önüne aldığımızda, burada insanların Şeytan ile kurdukları ilişkinin bir örneği ile daha karşılaşırız.

Önemli konular hakkında konuşabilmek için insan ciddi bir bilgi birikim sahibi olmalıdır. İşte, ilahlık, üstünlük yarışındaki insanlar da ciddi bir bilgi birikime sahip insanmış gibi olduklarını başkalarına zannettirebilmek için bu tip konulara girmeye çalışır. Elbette böyle bir niyet asla hayra ulaşamaz ve bu niyetle hareket eden kişi kendisini Şeytan’ın örgüt mensuplarına, rant çetelerine fısıldadığı yaldızlı sözleri tekrarlarken bulur.

İşte, adi suç şebekelerinin, rant çetelerinin, terör örgütlerinin; dışarından, organizasyonlarının doğrudan mensubu olmadığı halde kendilerinin propagandasını yapan insanları bulabilmesi böyle olur. Ki bu dış propagandacılar iyice kontrolden çıkıp örgüt mensuplarına ve onların işledikleri suçlara bazen öyle anlamlar yüklerler ki anlattıklarıyla örgüt mensuplarının kendilerini bile şaşırtırlar.

Nerde zarar ziyan gruplaşma varsa, kendileri için yaldızlı cümleler kurar. Ucuz kahramanımız da ucuz kahramanlığının bir sonucu olarak o cümlelerin büyüsüne kapılır ve inanılmaz bir şeye imza atar. Kendi kendisine gider, görünürde doğrudan bir çıkarının olmadığı, bırak bir çıkarının olmasını, kendisini veya bir yakınını katledebilecek, katletmese dahi varlığıyla bile çok büyük ekonomik zarar olan adi suç şebekelerinin, terör örgütlerinin yanında yer alır. Evet doğrudan bir çıkarı yok gibi gözükür ama onun da çıkarı ciddi konular hakkında konuşabilen insan görüntüsü vermektir. İlahlık sevdası her şeye üstün gelir.

Örneğin PKK ile alakalı sorulabilecek, “Her şeyi geçtim. Yarın öbür gün bir yere bomba koyup patlatsa, kendisini ya da bir yakınını katledecek PKK gibi bir örgüt ile bir insan nasıl yan yana gelebilir?” sorusunun cevabı da buradan gelir. İlahlığının peşindeki insan, müdahil olabileceğini, hakkında konuşabileceğini göstermek için ciddi konular arar. Buldu mu uzaktan şöyle bir bakar. İşin aslını, astarını araştırmadan, kim yaldızlı sözler söylüyorsa, onun yanında yer almaya çalışır.

Not: Adi suç şebekelerinin, rant çetelerinin, terör örgütlerinin mensupları zaten Şeytan’ın askeridir. Bunları diğer yazılarımızda uzun uzadıya işledik. Ben burada, bazı insanların örgüt ya da rant çetesi mensubu olmadığı halde yine de hangi motivasyon ile Şeytan’ın askeri olmayı başardıklarını anlattığımı vurgulamak isterim.

İşte tüm bunların sonunda aşağıdaki denklem karşımıza çıkar:

Hak etmediği ilginin peşinde koşanın önemli her konu hakkında konuşmaya çalışması + “Başkalarına zarar vermeme diye bir kaygım yok ki, oturup da konunun gerçekliğini araştırayım” ahlaksızlığı + İnsanların kendisi hakkında “başkaları kötüyken o ne kadar iyi birisi veya ne kadar farklı konuşuyor” diye düşündürtme isteği = Şeytan’ın Yaldızlı Sözlerine Bakıp Taraf Olmak.

Şimdi örgüt mensuplarının bütün tuşlara basarak söylediği yaldızlı sözleri ve bu sözlerin büyüsüne kapılan örgüt dışı propagandacıları örneklerle anlatacağız ama önce, “Bir sözü yaldızlı yapan nedir?” sorusunu cevaplandıralım.

“Hadi tanımını yap, altını doludur” dediğinde, söyleyenin ne tanımını yapabileceği ne de altını doldurabileceği ve söyleyen ağızın da mutlaka suç işleyen birine ait olduğu sözlerdir. O sözlerin büyük bir kısmının tanımı yoktur, tanımının olduğu bir durum varsa bile söyleyen ile bir alakası yoktur.

Örneklerimize geçebiliriz artık.

Önce PKK ile başlayalım.

Şeytan PKK militanlarına, propagandasında şu yaldızlı sözleri söylemesini fısıldar:

Özgürlük savaşçılığı, işçi hakları savunuculuğu, asimilasyon ve soykırım süreçlerinden geçmiş bir halkın mücadelesi, ezilen ulus milliyetçiliği vs. vs. vs.

Konuşabileceği ciddi konu arayan şovmen, işte bu PKK konusu ile karşılaşır. PKK’nın katlettiği insanları gördüğünde, bu konunun ne kadar ciddi olduğunu anlar ve hızlıca konuya girebilmek için yaldızlı söz arayışına girer ve yaldızlı sözlerin terör örgütünden geldiğini görür. O da hemen PKK tarafından konuya atlar. Elbette aklından hiç şunları sormak, sorgulamak geçmez:

Özgürlük ne demek? Tanımı ne? Şu an özgür değil mi insanlar? Değilse neden? Neyi yapmak istiyorlar da neyi yapamıyorlar? İşçi hakları ne demek? Neden sen hiç işçi olmuyorsun da işçi hakları savunucusu oluyorsun? Asimilasyon ne demek? Sana kim ilgi gösterdi, önem verdi de asimilasyon dediğin şeyi yapmak için uğraştı? Önemini açıklar mısın? Soykırımdan ne kastediyorsun? Senin soyun ne? Soykırım oldu da sen nasıl hayatta kaldın? Ulus ne demek? Hangi ulustan bahsediyorsun? Tarihsel ve dilbilimsel olarak araştırmalarını yaptın mı ki bir ulustan bahsetmeye kalktın? Milliyetçilik ne demek? Hani sen milliyetçilik dediğin şeye karşıydın? Ne oldu milliyetçilikten bahseder oldun? Ezilen kelimesini neden kullanıyorsun? Ezilen dediğin zaman yıllar yılı karşı olduğunu iddia ettiğin milliyetçilik ifadesindeki çelişkini gidermiş mi oldun? … diye uzar gider cevapsız sorular.

Bunları hiç sorup sorgulayamaz dedik çünkü bunları sorabilmek dahi bir bilgi birikim ister. O olsaydı zaten yaldızlı lafların boşluğun gürültüsü olduğunu en baştan bilir ve o yola hiç girmezdi. Ama onun derdi, ciddi bir konuya girmek, onu da en dikkat çekici, en yaldızlı şekilde yapmak.

İlk örneğimizi özetlersek, “Acaba nasıl gireyim?” diye ciddi olduğunu anladığı konuya uzaktan bakıyor ve kimden yaldızlı sözler duyuyorsa o tarafa doğru meylediyor. Ve hayatın gerçeğinde kontrolsüz üreme ve cehaletten beslenen ve insanlara tarifsiz acılar yaşatmış bir adi suç şebekesi, ne yazık ki, bedavadan kendisini beslemeye çalışan bir akılsız daha bulmuş oluyor. Yani insanın, varlığını kabul ettirme, hak etmediği ilgiyi görme, farklı ve üstün olduğunu düşündürtme kısaca ilahlığa ulaşma çabası onu böylesi bir rezil, kepaze örgüte hizmetçi yapıyor. Hem de kimsenin zorlamasıyla değil, kendi kendisine yapıyor bunu.

Uzaktan bakıp, yaldızlı cümlelerin büyüsüne kapılıp kendini taraf etmeye bir başka örnek sokak köpekleri meselesi.

Bu sefer önce meselenin özünü anlatarak başlıyayım.

Konu şu:

Hepimizin bildiği gibi köpekler toprakta yetişmiyor. Eğer bir bölgede başıboş köpek sayısı anormal noktalara ulaşmışsa, zamanında köpek sahiplenmiş olanlar bunları sokağa atmaya başlamıştır ya da sahipli köpeğini ya da daha fenası köpeklerini belli aralıklarla sokağa salanlar vardır o bölgede. Ki bunu köpek önüne gelene saldırarak daha da vahşileşsin diye yapıyorlar. Köpekler de karınları acıkıp geri dönünceye kadar doğası gereği doğru bir şey yaptığını düşünerek karşısına kim çıkarsa, insan ya da başka hayvan saldırıp parçalamaya çalışıyorlar.

Burada birinci suçlu köpekleri eşya gibi sokağa atanlar ya da önüne gelene saldırsın diye sokağa salanlardır. İkinci suçlu sanki bir marifet yapıyormuş gibi bu tip köpekleri sokakta besleyenlerdir. Özel güvenlikli sitesinden arka mahalleye gidip evde kalmış yemeğini bunların önüne dökerek iyi insan oluyorlarmış. Üçüncü suçlu ise “Siz beslemeyin, biz besleriz. Hatta bakımlarını da anlaşmalı olduğumuz veterinerlere yaptırırız. Siz sadece para gönderin” diyerek para toplayanlardır. Hatta bu şekilde özellikle Avrupa Birliğinden fon alanlardır. Burada bazı veterinerlerin de aralarında olduğu büyük rant çeteleri vardır. Ve o rantın dönebilmesi için o köpekler sokakta olmak zorundadır.

Bu kadar suçlunun olduğu yerde sonuç: Parçalanmış bedenleri ile mezarda yatan insanlar özellikle çocuklar olmaktadır. Elbette sadece o kadar da değil. Çeteleşmiş köpeklerin parçaladığı kediler, sincaplar ve hatta diğer sahipli köpekler vs…

Yapılması gereken ne? Tehlike arz etsin etmesin sokak köpeklerinin tamamının toplatılmasıdır. Çünkü patilerinden şirinlik akıyor olsa bile sokakta başıboş köpek olmamalıdır. Çünkü sokaklar köpeklerin doğal yaşam alanı değildir. Köpekler sahibi ile birlikte vardır. Köpeğin doğal yaşam alanı sahibinin yanıdır.

Köpeklerin tamamını toplattıktan sonra ise önümüze iki yol çıkar. Ya bunları barınaklarda besleyeceğiz ya da itlaf edeceğiz. Eğer barınaklarda yaşatmaya devam edersek, öncelikle alfa köpekleri birbirinden ayırmamız gerekir ki birbirlerini parçalamasınlar. Bunun için çok ciddi bir alan ve o alanın bakımı ve kontrolü için de bir o kadar para gerekli. İkincisi ve daha önemlisi bu vejetaryen olmayan hayvanları yaşatmak için onları beslememiz gerekli. Onun için de bol miktarda bize lazım olan dana, koyun, kuzu, tavukları kesmemiz gereklidir. Çok ciddi iklim krizlerinin ve kontrolsüz üreme neticesinde gıda krizlerinin kapımızda olduğu bu zamanda öyle bir lüksümüz yoktur. Ki bu beslemeye harcayacağımız para da zaten o geniş alanların bakımı için gerekli paradan çok daha büyük olacaktır. Onun için bu yol ne akla ne mantığa sığmamaktadır. Kaldı ki insanlar haklı olarak “Bu ekonomik krizde benden izin aldın mı da benden alınan vergi ile başkalarının sokağa attığı köpeği besliyorsun. Üstelik otla da değil, etle yapıyorsun bunu” derse ne cevap vereceksin. Hayatın gerçeğinde “Tamam bunun için maaşımdan ben ölene kadar kesinti yapın” şeklinde yazılı beyanat verecek 100 kişi bile bulabileceğinizi sanmıyorum.

Tüm bunları göz önüne aldığımızda yapılması gereken: Tehlike arz etsin etmesin, köpeklerin tamamı toplatılmalı. 1 haftalık barınak süresinde sahiplenilmediyse, acı çektirmeden itlaf edilmelidir. Sahipli köpeklerin tamamı ise sahibi ile DNA eşleştirmesi yapılmalı ve hukuken, sahiplenmiş ailenin bireyi olmalı, sorumluluğunu aldığı köpeği sokağa atması durumunda kendi çocuğunu sokağa attığında ilgili kişiye ne ceza uygulanacaksa aynı ceza uygulanmalıdır. Saldırgan köpeklerin sahiplenilmesi de yasaklanmalıdır.

Yapılması gerekenin, akla ve hayatın gerçeklerine uygun olan yolun sahipsiz köpeğin barınakta en fazla 1 hafta bekletme ve daha sonra acı çektirmeden uyutma olduğunu ne güzel tane tane açıkladım değil mi? Hiç yaldızlı söz kullandım mı?

Fakat sanal kahramanımız bu konuda da rahat durmaz. Ne yaşatmak istediği köpekler ne de kendisi vejetaryen değilken ve bu köpekleri önce sahiplenip sonra sokağa atmışlara tek laf etmeyen o hali ile kalkar, “Sen nasıl cana kıyarsın” diye bodoslama konuya girer. Sen ve beslediğin köpekler yemek yerken nasıl cana kıyıyorsa öyle kıyıyorum güzel kardeşim. Tamam?

Hayal dünyasında aynı animasyon filmlerindeki gibi minnoş köpücükler vardır ve biz kötüler onları zevkten öldürmeye çalışıyoruzdur. O ise onları koruyan bir kahramandır artık, çünkü konuya uzaktan bakmış ve “onlar bizim can dostlarımız”, “katliamı kabul etmiyoruz” gibi dezenformasyondan ibaret yaldızlı, sinematografik cümleleri görmüş ve tercihini o taraftan yapmıştır. Ve bu konu üzerinden sağlam kazanç bulan rant çetelerine hizmete başlamıştır. Aynı PKK konusuna uzaktan bakıp “asimilasyon”, “ezilen halk”, “bir halkın özgürlük mücadelesi” gibi yaldızlı sözleri görüp “dur bu taraf üzerinden konuya gireyim” diyen kişi gibi, değil mi?

Hani “Neden Kafirler için Sonsuz Cehennem Var?” yazısında, “İyi de Neden Sınanıyoruz?” sorusuna,

“Muhtemelen bir pazarlığın, bir kabul edişin neticesinde sınanıyoruz. Su anda hatırlamadığımız bir yerde ve zamanda, bu sınanma sürecini kabul ettik. Şöyle olmuş olabilir: Bize cennetin kokusu hissettirildi, herkese de teker teker "eğer kabul edersen yaşadığın dönemde şöyle şeylerle karşılaşacaksın bunu yapmaman gerekecek" dendi. Biz de kabul ettik. Ve sınanmayı istedik. Yani istediğimiz için sınanıyoruz” diyerek bir cevap vermiştik ya...

Genişletirsek, belki de bize “Senin zamanında, PKK diye bir narko-terörist, işlemeyeceği suç kalmayacak, yalandan başka hiçbir şeyi olmayacak, cehalet ve kontrolsüz üremeden beslenecek, insanlara da tarifsiz acılar yaşatacak bir örgüt çıkacak. Buna yandaş olma, bunun hizmetçisi olmamayı başar, sonsuzluğu kazanacaksın” dendi. Sen de “Yahu böyle bir şeye nasıl taraf olurum. Birisi bana yumruk atmaya kalksa refleks olarak bile kendimi savunurum. Gidip de böyle bir şeye nasıl taraf olurum" diye düşündün ve "Kabul ediyorum” dedin. Ama onu bile başaramayan insanlar var. Düşünebiliyor musun? Bir yaşam hakkı verildi. Onunla da gitti kendi eliyle kendini PKK’ya hizmetçi etti. Bir yaşam hakkını böyle harcadı.

Sonsuz cehennemi ve onu hak edişi bu şekilde bakarak anlayabilecek olsak da aslında böyle değil.

Süreç tam tersinden işliyor. Sen kafirliği veya hayvani dürtülerinin izinde bir hayatı tercih ediyorsun, PKK ile yan yana gelme, ona fayda sağlama ümmetçilik gereği seni mutlaka buluyor. Çünkü adalet günü deterministiktir. (En doğrusunu Allah bilir). O zaman belki de sana: “Eğer kafirliği ya da hayvani dürtülerinin izinde olmayı tercih edersen, dolaylı davranışları da tercih edeceksin. Dolayısıyla insanlara çok büyük zarar verecek ya da veren örgütleri desteklemiş olacaksın. Bir yaşam hakkına bu kadar kötülüğü sığdıranın yeri de cehennemdir. Ona göre tercihini yap” dendi. Sen de “Tamam” deyip kabul ettin.

Biraz konudan çıkacağım ama şunu anlatmam gerekiyor: PKK ile el sıkışan kriminaller hayvani dürtülerinin izinde bir hayatı tercih etmiş olanlardır. 

Cehennem ehli, sadece kafirlerden oluşmaz. Kafirlerden ve kafir bile olmayı başaramamış el-hayvanattan oluşur. Varacakları yer aynı olsa da hayvani dürtülerinin liderliğinde bir hayatı tercih etmiş olanların kategorileri kafirlerden biraz daha farklıdır. (En doğrusunu Allah bilir). Onlar ehli keyif olup, el-hayvanat olup, hatta nefsani tatminler için suç işleyip, keyiflerinin bozulmasını da istemeyenlerdir. Suç işledikleri için de devlet mekanizmasından, yani yargılanma ve cezalandırma mekanizmasından kaçmaya çalışırlar. Onun için kalabalığı oluşturabilmeli ve diğer kriminallerle el sıkışmalıdırlar. Bu kaçınılmaz bir süreçtir.

Eğer böyle bir sürece ve bu süreci görüp de şaşıran insanlara şahit oluyorsanız, onların encodeum'da işlediğimiz konulardan henüz haberleri olmadığını anlayın. O zaman yıllar yılıdır uzun uzadıya anlattıklarımızın bir kısmını şimdi kısa kısa özetleyelim ki, buraları yeni fark edenlere önceki yazıları okumaya başladıklarında neler ile karşılaşacaklarına dair bir ön izleme olsun:

- Dünya tarihinde bugüne kadar ortaya konmuş hiçbir ideoloji yoktur.

- Dolayısıyla Dünya tarihinde bugüne kadar hiçbir zaman ideolojik bir siyasi parti kurulmamıştır. Dünya tarihinin ilk ideolojik siyasi partisi Devrim Dersleri serisinin sonunda kurulmuş olacaktır.

- Eğer ideoloji, diye bir şey olmuş olsaydı bile, kendisine ek cezalandırma hukuku yazamayacak hiç kimse dava adamı olamaz.

- İdeoloji ve ideolojik siyasi parti hiçbir zaman olmamışsa da faydalı olmaya çalışmış, adaleti tahsis etmeye çalışmış, devlet adamlığı göstermiş insanlar olmuştur.

- Onların var olmuş olması, insanları aldatmakta ve ne yazık ki, siyaset sahnesinde yer alan, yer aldığı için bedavadan karnı doyan ya da çıkarı neyse onu gerçekleştiren tabela partilerindeki vasıfsız, niteliksiz, cahil şovmenleri ya da heyecan arayan, hayatta hiçbir işe yaramamış bunamış insanları da insanlar bu kategori altında değerlendirebilmektedir. (Faydalı, bilge yaşlı insanlar üzerine alınmasın) Onun için de onların kepazeliklerini gördüklerinde “Siyasetiniz batsın” ya da buna benzer şeyler söyleyebilmektedir insanlar. Fakat bunu söyleyenler, “Kriminalden siyasetçi mi olur da siyasetiniz batsın gibi bir ifade kullanıyorum” diye kendi kendilerine bir düşünmeleri gerekmektedir. Ortada ne bir siyaset ne de bir siyasetçi vardır. Bu gerçekle yüzleşemezseniz, daha çok şaşırır ve gördükleriniz karşısında ne diyeceğinizi bilemezsiniz.

- Başkalarını kötü, kendisini iyi gösterme sürecine bir örnek vereyim böylece tabelalardaki cahil şovmenlerin yaşadığı süreci daha iyi anlayalım: Tutar birisi kendi kendine "Kürt" olduğunu iddia eder. "Olduğunu iddia ettiğin şeyi ispat et" dendiğinde ise hiçbir delil ortaya koyamaz. Ayıbıyla oturması gerekirken, üstüne kalkar, sorduğunda ne kimlik ne de kültür kelimelerinin tanımını dahi yapamayacak o haliyle, iddia ettiğini ispat edemeyişini, "yıllar yılı kimliğimiz(!) , kültürümüz(!) inkar edildi" yaldızlı sözü eşliğinde "inkar edilmek" diye isimlendirmeye çalışır. Bunu gören sanal kahramanımız da: "Hmm. Bu suç isnadını ve belli belirsiz bir düşmanı kabul edersem, başkalarının suç işleyen kötüler olarak gösterebilir, dolaylı yoldan kendimi de iyi gösterebilirim" diyerek konuya balıklama atlar ve kendisinin o kurgu suçu(!) işlemediğini göstermek için kurduğu cümlelerde "Kürt" sözcüğünü geçirmek için kendini zorlar. Üstüne el arttırıp örgütün yalanlarını da tekrarlamaya başlar. Tüm bu sürecin sonunda da kendisine verilen bir hayat şansını "örgüt propagandacısı" sıfatı ile tamamlamış olur. Büyük bir para döngüsü yüzünden varlığını devam ettirebilen tabelalar sayesinde gündemi işgal etme fırsatı yakalayan oraların cahil avamlarının yaşadığı süreç bundan ibarettir. (Bu yazdıklarım kendisinin "x-ist olduğunu" iddia edenler için de geçerlidir. Önce kendisinin x-ist olduğunu iddia eder. Tanım yap dediğinde yapamaz. Yapamayışını örtmek, konuyu gargaraya getirmek için inkar edilmekten, belli belirsiz düşmandan ve kurgu mağduriyetlerden bahseder. Bunu gören cahil tabela avamı da "Aha yeni bir fırsat deyip" yine konuya atlar. Ha bu arada, bu aralar çokça duyuyor ve "Woke kültürü" denilen şeyin ne olduğunu merak ediyorsanız, bu alt madde ile Woke kültürü denilen şeyi özetlediğimizi de söylemek isterim.) 

- Kafirlerin mücadelesi, ilahlığı içindir. Bu uğurda dolaylı davranışlarda bulunurlar. El-hayvanatın mücadelesi ise, doymak daha fazlasıyla doymak, bu uğurda suç işlediğinde ise -ki tamamı işler, işlememiş olan ise fırsat gelmediği için işlememiştir-, adalet ve cezalandırma mekanizmasından kaçmaktır. Tüm bunlar için makam sahibi olmaya, olmuşlarsa da makamını korumaya çalışırlar. Kafirlerin ve el-hayvanatın bir şeylerin mücadelesini ediyor gözükmeleri bundandır. Tek kırmızı çizgileri adalet ve cezalandırma mekanizmasından kaçmaktır. Mücadeleleri bu eksendedir. İşte, bunlar için "Siyasetiniz batsın" gibi bir ifade kullanırsanız, onların gizlemeye çalıştıkları şeyin üstüne bir örtü de siz çekersiniz.

- Niteliksiz, vasıfsız, söküğünü dikemez cahil şovmenlerden tutun da, şirketinin işlerini halletmek isteyen kimi insanlar ya da suç işleyerek ömür geçiren suçluların tamamı bu tabelalara girmek için uğraşırlar ve “kalabalığın dediği olur” yanlışının kurumsallaşmış hali kontrolsüz seçim sistemi yüzünden rahat rahat da girerler. Yanlış anlamayın, kontrollü seçim sistemi olsa da girerler. Tabelayı açanın bir ilkesi mi var ki de üye olanda ilke arayacak.

- Yaldızlı sözlere meyletme, parti tabelalarına hızlı bir giriş yapıp yer kapmaya çalışan ya da yer kapmayı başarmış ve bir de üstüne ne yazık ki mikrofon şansı verilmiş kişilerin neredeyse tamamında görünen bir davranıştır. Çünkü ilgili kişi hak etmediği ilgiyi, parayı, konumu, ayrıcalıkları istediği için tabelaya girmiştir ve cehaletini en hızlı bir şekilde örtebilmek için ukala taklidi yapmalıdır. Bunun için de aynı hızla yaldızlı sözlere meyleder. Nerede yaşıyor olursanız olsun, ülkenizde gördüğünüz terör örgütleri lehine ahmakça açıklama yapmak için kendini rezil kepaze eden tiplerin tamamının yaldızlı sözlere meyletme davranışlarının altında yatan şey işte bu bilinçaltı muhasebesidir. 

Peki gündemi zarar ziyan bir halde meşgul eden bu bomboş karakterler nasıl bu konuma geliyorlar?

Elbette ki böylesi birine gel tabelanın başına geç denirse, “Yok olmaz. Ben çok niteliksiz, vasıfsız, söküğünü dikemez biriyim. Ne işim olur. Aynı hepiniz gibi benim de bir iki çıkar hesabım vardı, ondan burada takılmaya başladım. Bana bulaşmayın.” demez.

İyi de tamamı böyle tiplerden oluşan tabelalar nasıl varlıklarını devam ettiriyorlar?

Çünkü siyasette dönmemesi gereken korkunç bir para tabelaların bulunduğu yerde dönüyor. Ve bu para ile birlikte tabelalar geniş bir kitle için ekmek kapısı haline geliyor. Bunun sonucu olarak da tabelada kim koltuk elde etmiş olursa olsun karşısında kendisini alkışlayan bir kitle mutlaka bulunuyor. Tabelanın başına da kim adam satın almayı iyi biliyorsa o ya da onun istediği geliyor. İnanın CV hazırlayıp iş başvurusunda bulunsa hiçbir yerden tek bir dönüş alamayacak tipler yıllar yılı gündemi meşgul ediyorlar. İşte o cahil, o yetersiz halleri ile bir konuma gelip de önlerine mikrofon konacağını anladıklarında "Vay canına, nasıl bir konuma geldim yahu. Neyse, dur cehaletim ortaya çıkmasın diye biraz şu yaldızlı sözlerden söyleyeyim. Sanki konuya hakimmişim hatta o kadar hakimmişim ki artık konuya farklı bir pencereden bakabiliyormuşum gibi gözüksün halim" diye düşünerek terör örgütleri lehine şuursuzca konuşmaya başlayanlar işte bunlardır.

- Ayrıca bu durum baştan sona kurgu bir terminoloji olan sağ sol uydurmasının da kalabalıklar nezdinde kabul görmesine sebep olur, ne yazık ki. Kalabalıklar yukarıda anlattığımız durumdaki avamlardan yaldızlı ve -ist’li -izm’li sözcükler duyar, “Şeytan’ın Dünya Düzeni: Woke Kültürü ya da Suça Teşvik” videosunda ne olduğunu bir örnek ile anlattığımız "avam senkronizasyonu" sonucunda ortada ideolojilerin olduğunu, yetmezmiş gibi üstüne bir de gündemi meşgul eden niteliksizlerin de ideoloji sahibi olduğunu düşünmeye başlar. Ve korkunç bir hataya imza atıp, konum elde edip cehaletini ukala taklidi ile örtme telaşındakilerin ezberden söylediği yaldızlı sözlere bakarak “Bunları söylemesinin nedeni şöyle bir ideolojisi sahibi olması” gibisinden yorumlar yapmaya başlar. Bunun sonucunda da tabelada konum elde etmiş avamın kendisi dahi, “Vay be, benim ideolojim varmış. Onun için bunları söylüyormuşum. Benim yanlış olduğumu söyleyen, benim karşımda olan bile benim basit bir avam olduğumu söylemiyor. İdeolojim olduğu için söylediğimi söylüyor.” diye derin cümleler kurduğuna inanmaya başlar. Defalarca açıkladığımız gibi bunlar ideoloji sahibi olmadığı gibi Dünya tarihinde ortaya konmuş hiçbir ideoloji de bulunmamaktadır. Bunların faaliyetleri sadece basit nefsani davranışlar üzerine kuruludur. Başka hiçbir derinliği yoktur. Şunu da not edeyim, bu durum kriminal el-hayvanatın durumundan biraz daha farklıdır. El-hayvanatta işlenilen adi suçlarla tatmin ve adalet mekanizmasından kaçış varken, burada şovmenlik üzerinden kendini tatmin bulunmaktadır. Ama aradaki çizgi keskin değildir. Bunların harmanlanması çok uzak bir ihtimal değildir.

- Suçlular tek millettir. El ele tutuştuklarında sadece bunu alenen ispatlamış olurlar. İstisnasız tamamı adaleti bozma niyetindedirler. Adaleti bozabilmek için verdikleri uğraşlarını, “af”, “barış” gibi yaldızlı kelimelerin arkasına saklamaya çalışırlar.

- İnsanların tamamını bu şekilde görmekte bir sakınca yoktur. Bu şekilde görmek iki noktada fayda sağlar. Birincisi adil bir cezalandırma hukuku hazırlarsınız. İkincisi ise kimseden bir beklentiniz olmaz mücadelenizde hayal kırıklığına uğramazsınız.

- İnsanları sevmeyin ama kötülerden de nefret edin. Örneğin bu fakirin motivasyonu budur. Kötülerden nefret ederim. Kimseden de beklenti içine girmem. Böylece ne ihanete ne de hayal kırıklığına uğrarım. -Ne kadar yapabiliyorsam- adi suç şebekeleriyle, rant çeteleriyle, terör örgütleriyle mücadelemi de yerine getirmiş olurum inşallah. Bu şekilde tavizsiz mücadele edenleri de desteklerim. Tüm bu sürecin sonunda, iyi insanlar da varsa, ki varlar, onlar beni, ben onları bulurum. Kötüye olan nefretin ve tavizsiz mücadelen iyi insanları bulmanı, iyi insanların da seni bulmasını sağlayacaktır, merak etme.

Bazen canın sıkılır, hayal kırıklığı yaşarsın. Kötü örnekler görüp "Değer mi bu insanlar için? Bu insanlar için mi uğraşıyorum?" dersin. Elbette değecek bir dolu insan var ama bir kişi bile olmasa, senin motivasyonunun kaynağı kötüler olsun. Ne zaman hayal kırıklığı hissedersen bunu hatırla: İnsanları sevmek zorunda değilsin ama kötülerden nefret etmek ve onları etkisiz hale getirmek zorundasın. Ve kaldığın yerden devam et.

0 comments :